HAYDİ MİLLET PDR’YE!

 

Atamalara yaklaştığımız bu günlerde gündemde yer alan konulardan biri de alan çatışması. Nedir bu alan çatışması? Olay şöyle ortaya çıkıyor: Felsefe grubu mezunlarının bir kısmı- dikkat edin lütfen hepsi demiyorum ve sözlerim bu bahsettiğim bir kısım mezun içindir- rehberlik ve psikolojik danışmanlık okumuşçasına PDRci olarak atanmak istiyorlar ve istemekle de kalmayıp “Haydi millet PDR’ ye!” dercesine imza kampanyaları başlatıyorlar.

Peki neden başka branşlar değil de felsefe grubu branşları böyle bir şeye kalkışıyor? Çünkü daha evvelki dönemlerde formasyon almış olanların atamaları yapıldı. Ve peki neden pdrci olmak istiyorlar? Çünkü devlet onlara o yolu gösterdi,öyle sanıyorum ki devlet “Sizi mühendis yapalım.” deselerdi bu kararlılıkla mühendis olurlardı. Devlet baba da kendince PDRci açığına çözüm buluyor-ya da öyle sanıyor- felsefe grubundan bu yola girenler de rehberlik ve psikolojik danışmanlığın ne demek olduğunu, ne gibi sorumluları olduğunu tam olarak bilmiyor olacaklar ki hakkımız da hakkımız diye tutturuvermişler. Hangi hak kuzum? Niye başkaları değil de sadece siz hakkımız diyorsunuz hiç düşündünüz mü? Kuram ve pratik arasındaki dengeyi oturtmak için bile tonla uygulama gerektiren PDR yi birkaç saatlik formasyon derslerinden ibaret sananlar bile var. Oysa PDR tamamen insanla ilgilidir. Hassasiyet,meslek etiğine bağlılık, profesyonellik ve ciddi bir eğitim gerektirir. Hal böyle olunca iki taraf arasında bir çatışma çıkıyor gerek dost meclislerinde gerek sosyal medyada-saygılı ya da saygısız-pek çok şekilde bu konu tartışılıyor. Ben de çenemi -pek çok kere olduğu gibi- tutamadım ve sonunda daldım konuya.

Şimdi olaya objektif bakarsak, ikisi de çok değerli sosyal bilimler ve yeri geldiğinde birbirlerine karışarak iş yapıyor olmalarına rağmen aslında epey farklılar. PDR kuram ve teknikleriyle felsefenin ışığında ilerler yani felsefe düşünsel anlamda PDRyi kapsar diyebiliriz ancak bu felsefe grubu mezunlarını PDRci yapmaz. Aldıkları eğitimi ve mezun olduklarında sahip oldukları tüm becerileri masaya yatırırsak hele bir de bizzat çalışma hayatında gözlemlersek bunu somut olarak da görebiliriz. İki meslek de kendilerine özel becerilere ve yine kendilerine has bir değere sahip. Birbirleriyle kıyaslanmaları söz konusu bile olmamalı. Ama tartışmalara bir bakıyorsunuz ki öss puanlarının fazlalığından tutun da “PDRciler zaten bir şey yapmıyor biz de öğreniriz o kadarını”lara kadar gelen saygısız ve kendini bilmezce tavırlarla sözde hak arayanlar bile var. PDR yi oturduğu yerden para kazanmak olarak falan görüyor olmalılar. Öyle yorumlar gördüm ki “Bu insanlar cidden felsefe grubu mezunu mu?” dediğim oldu. Mesela “Daha önce orta okul mezunları bile öğretmen oldu bu ülkede” diyenlere rastladım. Oldu da iyi mi oldu? Açıkçası “vaktiyle önü kapalı, aç kalırsın dendiği halde sevdiğim için felsefe yazdım ancak mezun olup senelerce atanamayınca açlığın ne demek olduğunu anladım, ekmek parası için bu yola göz diktim atanırsam elimden geleni yaparım bölüm mezunu arkadaşlardan da destek isterim, gerekirse sırf memuriyet işlerini yapar anlamadığım şeyleri bilenlere bırakırım” şeklinde kendini bilen, samimi ve gerçekçi yorumlarla karşılaşılsa biraz daha hoşgörülü olunabilir. Çünkü aslında diğer branşlara bakarsak PDRcilerin şu aralar atama sıkıntısı olduğu söylenemez. Bu nedenle anladığım kadarıyla onlar kadrolardan ziyade alan dışı atama olursa mesleğin nasıl icra edileceğine ve etik ilkelere takmış durumdalar ki bence çok da haklılar. Sadece devlet atamalarına tepki gösterildiğini öne sürenlerin, bazı meslek gruplarına, birtakım kurslar sonrasında verilecek sertifikalarla özel sektörde PDRci olarak çalışma hakkı tanınmasına gösterilen tepkilerden ve hatta açılan davalardan haberleri yok sanırım. Bir de PDRcilere “Adınızı yazarak atanıyorsunuz bu benim zoruma gidiyor.” diyenler var ki sormayın! Ne yapsınlar? Her mesleğin dönem dönem farklı şartları oluyor ve bu dönem de böyle. Elbette kimsenin açıkta kalmasını istemezler ama siz güceniyorsunuz diye atanmasınlar mı? Bu nasıl bir mantıktır? “Madem öyle sen de PDR okusaydın.” derler adama.

4 yıllık eğitim aldıkları halde sorumluluğu çok yüksek olan bu mesleği yapabilip yapamayacakları konusunda endişelenirken, bu eğitimle hiç kıyaslanamayacak yollardan geçmiş başka bir alanın mezunları tamamen doğal haklarıymışçasına konuşunca onlar da haklı olarak tepki gösteriyorlar. Nasıl ki PDRciler felsefe grubundan ders aldıkları halde onların işlerini benzer bir eğitim almadan yapamazlar,nasıl ki PDRciler gerekli eğitimi almadan psikiyatrist olamazlar aynı şekilde felsefe grubunun da bu duruma en azından biraz daha saygılı ve özeleştiri yaparak yaklaşması gerekir. Gerektiğinde bilirkişiliğine yasal olarak da başvurulan bir meslekten bahsediyoruz. Bu üç beş saat lik eğitimle hakkı verilerek yapılabilecek bir şey mi? “Hayır biz 8 -10 saat eğitim aldık” nidalarını duyar gibiyim ama ne demek istediğim ortada. Her mesleğin kendine göre özellikleri ve incelikleri vardır.Büyük çapta psikolojik danışmanlık becerilerini ya da rehberlik etkinliklerini bir kenara bırakalım. Basit bir memuriyet işi gibi görünen dosyalama işinin bile incelikleri vardır ve dosyalama işlemine bakarak işi bir PDRcinin mi yoksa alan dışı bir şahsın mı yaptığı anlaşılabilir. Demek istediğim bir de atama sonrasını düşünmek lazım. PDRciler bilir, herhangi bir olayda gerekli görürlerse başka mercilere yönlendirmeleri gerekir. Aksi halde yarar sağlayalım derken zarar verebilirler. Meslekte aslında çok basit bir müdahale için bile sürekli tedirgin olmak bilgisizlikten kaynaklanacaktır çünkü ne yapılması gerektiğinden emin olamayacaklar.

Madem PDRciliğe soyunduk hadi empati yapalım. Hiçbir farkındalığa sahip olmadan, cahil cesaretiyle önünüze geleni talan ettiğinizi bir düşünün? Seneler sonra bir şekilde bunun önünüze çıktığını? Gelin bir de bencilce bakalım, hayat şartları, ekmek parası diye girdiniz ve bilmediğiniz her şeyi-tabi şanslıysanız ve okulda öyle birileri varsa- bölüm mezunu arkadaşlarınıza bırakıyorsunuz. Bu sefer de kariyer anlamında asla saygı duyulmayan hatta belki dalgayla karışık o bir şey bilmez başkasına soralım diyerek arkasından konuşulan, bilmediği için öğretmen ve öğrencinin parmağında oynayacak ve zamanla kendine saygısını yitirmiş bireyler olmak da var işin ucunda… Meslek doyumuna hiç girmiyorum bile… Belki zaten yattıkları yerden para kazanıyorlar yanılgısına sahiptiniz ama hiç de öyle olmadığını gördüğünüzde ne olacak? Cidden bu mesleği hakkını vererek yapabilecek misiniz? Eğer öyle ise neden sadece devlette kadro “hakkınızı”(!) talep ediyorsunuz? Neden PDRcilerin diğer çalışma alanlarında da kadro istemiyorsunuz? Neden özel sektördeki kurumlara PDRci olarak başvurmuyorsunuz? Çünkü ciddi ve profesyonel hiçbir özel kurum başvurunuzu değerlendirmeye bile almaz. A-la-maz. Çünkü biraz mantıklı düşünecek olursak böyle bir hakkınız yok, sadece önceki yanlış atamalarla bu hakka sahip olduğunuzu sanmanıza neden oldular.

Şahsen elbette kimsenin aç kalmasını istemem. Ama hepimiz yaptığımız seçimlerden sorumluyuz ve sonuçlarına göre de yaşamak zorundayız. Felsefe grubu ülkemizde atama kontenjanını yenice kaybetmiş bir alan değil. Seneler evvel o bölümü her ne sebeple okuduysak şimdi de ona sadık kalmalı ve onun izinden devam etmeliyiz. Başka bir alanda kendimize yer açmak için çabalamak yerine kendi alanımızla ilgili yer edinebilmek için çabalamalıyız. Ancak bu şekilde ona hak ettiği değeri verebiliriz. O zaman tüm alanlar kendi işlerini yapabilmek için birbirlerine destek olacaklardır ve asıl olması gereken de odur. Sırf devlet zamanında yanlış şeyler yaptı diye aklımızı bir kenara koymamız gerekmiyor. Aksi halde bu kaş yaparken göz çıkarmak olur. Şöyle düşünelim, hangi alandan olursak olalım bizlere doktor ya da pilot olarak atanıp çalışma şansı verilse hangimiz o eğitimi almadan buna cesaret edebilir ki?

 

Başak S.